dalgasına

Düşüş

Düşüyorum sanırım, uçak büyük bir gümbürtüyle sarsılıyor, çocuklar ağlıyor, halbuki en çok onların bunu anlayışla karşılayacaklarını düşünürdüm. Yanımdaki kız sürekli bana doğru dönüp ağlıyor, şu ana kadar onun üzerinde ıstavroz çıkardı. Bir kıyamet ortamı var hiç şüphesiz, önümüz bile doğru değil, dik bir şekilde dünyanın dibine dalışa geçmişiz. Tüm bu olanlar içinde bütün bu gürültüden oldukça rahatsızım; elimde birkaç aydır güç bela okuduğum kitabın son üç sayfası kalmış ve ben cümleleri tekrar tekrar okuyorum, sanki çok zamanım varmış gibi. Kendi hikayemin bile nasıl biteceğini bilirken sağ elimde tuttuğum şu üç sayfa hala önümde koca bir gizem taşıyor.

Aklıma bir anda yıllar önce yazın kaldığım bükteki çocuk geliyor, miço. Dalgalı denizin sakinliğinde çalkanırken biz de apaçık gökyüzünün ortasında hayatın gerçekliğiyle sarsılıyoruz.

Niye bu kadar içindeyiz her şeyin? Neden yüzlerce kilometre ötede birinin yapıtığı bir ihmal gelip bizi buluyor da ben denizin bir ucunda durup karşı kıyıdakileri sadece hayal etmekle yetinmek zorunda kalıyorum?

Zor başı şeyler, sonra gittikçe kolaylaşıyor. Sonra onda en iyi olduğun anda, bir anda, bırakıyorsun. Bırakmak zorundasın çünkü.